Siyaset

EĞİTİMİN ALAMADIĞI ŞEYLER

Son dönemde utangaç AKP’liler Babacan etrafında toparlandı. Bunların yaptıkları lider kutsaması da ibretliktir.

Kutsadıkları adamlar, Gül, Babacan, Erbakan ve benzeri adamlar.

Bunların sözde iyi bir eğitimi vardır. Ama hayatlarına bakarsanız inandıkları dinleri, kültürleri, siyasal görüşleri ‘acaba’ diyerek hiç sorgulamamış insanlardır.

Hristiyan bir ailenin çocuğu olsa Hristiyan, Budist ailenin çocuğu olsa Budist olurlardı. Bu tiplerin ailelerinin kökeni ya köydür yahut eşraf dediğimiz kasaba/kent tüccarları. Ailelerinin dar dünya görüşlerini birebir benimsemiş tipler bunlardır.

Aileleri padişahçıdır, demokrasi karşıtıdır, ümmetçidir, dogma temelli din toplumu ister. Bunların tek farkı babalarının açıktan istediği şeyi süsleyip gizli olarak talep etmek olmuştur.

Örneğin Babacan’ı övenlere bakıyorum, eğitimine dem vuruyorlar. Desenize, aldığı eğitim sümüklü Fettullah’ın değirmenine su taşımasını engellememiş.

Desenize Erdoğan’ın adım adım kurduğu diktasına yardım etmesini engellememiş. Başkanlık Referandumuna hayır demeye yüreği yetmemiş. Yolsuzluk Davaları sırasında ağzını açamayıp 10 sene sonra eski arkadaşlarını ancak yolsuzlukla suçlayabilmiş.

Demokrasi getiriyoruz diye seçime dayalı diktatörlüğü getirdiklerini farketememiş.

ODTÜ’yü birinci bitirmiş, iyi İngilizce konuşuyor ama Türkiye’nin ekonomik düzeni ile ilgili en ufak mülkiyet aleyhine bir eleştirisi yok. Yabancı sermayeyi över, kompradorları sever, düşük gümrükten yanadır. Kafaya bakın!

Papağan gibi Manchester ekolü iktisadı ezberlemiş hayatında hiç acaba Marxist literatürü okumuş mudur? Acaba diye hiç klasik liberal iktisadı sorgulamış mıdır?

Walerstein, Habermas, Adorno, Foucault, Althusser, Gramsci gibi Marxist-eleştirel okul/ekol üyelerini okumuş mudur?

Hayatında güç ilişkilerini, gücü, sömürüyü sorgulamış mıdır?

Dünyadaki kültürü, sistemi verili kabul etmiş zavallı adamların çapının ufak özeti budur.

İngilizce iyi konuşuyormuş. Eğitimi iyiymiş.

Eğitim kriterleri sadece not ortalamasından ibaret.

Eğitimleri sırasında etraflarına yaydıkları ışık, disiplinlerarası yetkinlik hak getire. Abaküsten farkları yok. Hesap yapmayaya yarayan, hiç sorgulamayan bir beyin. Sosyal yapıyı sorgulayan bir bakış açısı yok. Gücün, sömürünün, hiyerarşinin, eşitsizliğin eleştirisi olan Marksist okulun eserleri kitaplıklarına hiç girmemiştir. Hiç Doğan Avcıoğlu, İsmail Cem, Korkut Boratav, Kıvılcımlı gibi Türk solundan isimlerin eserleri kitaplığına girmemiştir. Çünkü bunlar PAPAĞAN.

Fetullahçılar ve diğer tarikatlar devlet içinde yükseltildi. Bunu ben daha çocukken duyardım. Tarikat mensubu olmak bir ayrıcalıktı. Weber’in idealize ettiği modern bürokraside ise terfi ve atama ancak başarıya bağlıdır.

Oysa burada cemaat üyesi olmak yeterliydi. Kadınların giyimi ile ilgili konu olan başörtüsünü Erdoğan demokratik güçleri sindirmeye yönelik bir PR haline getirdiğinde ses çıkardılar mı?

Hatta daha ileri gitti. Başörtüsü bir siyasal simge haline geldiği gibi, başörtülü olmak siyaseten yükselme için bir araç haline geldi.

Erdoğan, Başbakan iken Ak Saray yapılmaya başlandı. Eğer Cumhurbaşkanı seçilmeseydi, başbakanlığı buraya taşıyacaktı. Seçildiği için Başbakanlıktan alınıp Cumhurbaşkanlığına verildi.

Bu proje başladığında Babacan’ın sesi çıkmadı. Milletin parası ile saray yapıldığı zaman sesi çıkmayan bir başarılı lider.

Ordunun subaylarına, aydınlara kumpas kuruldu. Burada hukuksuzluk var demedi. Çünkü hukuksuzluğu kendi adamları yapıyordu. Ve bu hukuksuzluk sayesinde güçlerini konsolide ediyorlardı.

Liberalizmin en temel prensiplerinden veil of ignorance nerede? Bir kural kime yaradığına bakılmadan konulur. Önemli olan kuralın soyut olarak doğruluğudur.

Ama bunların hukuk anlayışı adamına göre! Sorarsanız demokratlar.

Toprak ekenin, su kullananın diyip dünyadaki mülkiyet anlayışını eleştirebilmiş midir? Rousseau bunu yüzyıllar önce yapmıştı! Dünya kimsenin, nimetleri ise hepimizin demişti. Diğer insanlara yaşam hakkı bırakmayan mülkiyet illegaldir demişti.

Kürtleri geri bırakan ağalık sistemini, feodal ilişkileri ve devamındaki ahbap-çavuş kapitalizmini eleştirmeden Kürt Sorunu çözmeye çalışıyor. Tüm sorunun kaynağı ulus devletmiş gibi algı yapıyorlar. Doğudaki sorun ulus devlet mi? Yoksa taassup, gericilik ve fakirlik mi?

Osmanlı yüzde 3 gümrük vergisi uygularken ABD yüzde 30 gümrük vergisi uyguluyordu. ABD o dönem sanayisini Avrupa’dan koruyup yerli sermayeyi teşvik ederken Osmanlı’da yerli tezgahlar bile batıyordu.

Babacanlara göre Osmanlı doğru, ABD yanlış. Çünkü ezberlemişler.

Gümrük vergisini yükseltip ithal ikamesi uygulayacağız diyemeyen adam iyi eğitim(!) alsa ne olur?

Küresel ticaretin güçlü ve zenginin lehine olduğunu görmeden, gerileyen ticaret hadlerini görmeden liberal iktisadı savunuyorlar. Çin büyüyor diye ambargo uygulanan dünyada, Arjantin’e ve Türkiye’ye dokunmuyorlar. Niye?

Erdoğan’ın müteahhitleri semirirken sesi çıkmayan Babacan’dı. Erdoğan havuz medyasını kurduğunda sesi çıkmayan Babacan’dı.

Şimdi bu adamlar muhalefette kahramanlık yapmaya çalışıyor?

Siz kimsiniz ya?

Siz şeyhlerin ayaklarını yalarken tarikat karşıtıydık. Orduya kumpas kurduğunuzda Silivri önündeydik, kamu şirketlerini peşkeş çektiğinizde karşınızdaydık, Irak’ı ABD ile işgal etmeye kalktığınızda karşınızdaydık.

Hukuku katlettiğinizde hukukun yanındaydık.
Bürokrasiyi patrimonyal bürokrasiye çevirdiğinizde karşınızdaydık.
Medyayı yok ettiğinizde özgür medya için ayaktaydık.
Saray yapılırken karşısındaydık.

Şimdi bu adamlar altılı masa tiyatrosunda bunların hepsine karşı çıkmış Cumhuriyet Halk Partisi ile aynı reye sahip öyle mi?

Şu tipler bir de İmamoğlu’nun, Yavaş’ın eğitimlerini beğenmiyor. İmamoğlu, aile kökenin aksine bir siyasi görüşe sahip, ailesinin büyük oranında zıttı. Şeyh ayağı yalamıyor, modern eğitimden yana, kadınların sosyal rolünü destekliyor, türbanlı olsun veya olmasın! Hukuk katliamına karşı çıkmış, yolsuzluğa karşı çıkmış. Güçlüden yana olmaktan ise güçsüz bir CHP’den yana olmuş.

İmamoğlu veya Yavaş; Davutoğlu veya Babacan gibi 1000 tane adamdan daha kıymetlidir.

İmamoğlu iyi İngilizcesi olmayabilir. Ama dünyası, Babacan gibi adamlardan 100 kat daha geniş ve sorgulayıcıdır. Babacan gibileri laikliği dolaylı veya doğrudan altını oyarken, İmamoğlu açık açık laikliği destekliyor. Şimdi süslediğiniz CV’leri ne yaparsanız yapın.

Eğitim insana sorgulayan bakış açısı katmıyor ise, soru sordurmuyor ise, açık zihinli yapmıyor ise eğitimin özgürleştirici hiçbir yanı kalmamıştır.

Aynı küstahlığı Prof. Dr. Ümit Özdağ için yapıyorlar. Adamın dedesi Kurtuluş Savaşı’nda subay, babası 27 Mayıs’ta gerici DP iktidarını deviren ve MHP’nin kurucularından Muzaffer Özdağ.

Hayatı boyunca AKP ile bir kez bile yan yana gelmemiş. Yeşil sermayeyi övmemiş. Siyasal İslamcılarla yan yana gelmemiş. Atatürk’ü her daim saygı ile anmış, laikliği savunmuş, milli iktisat demiş.

Erdoğan’ın altında, Erdoğan’la beraber diktatörlüğün taşlarını döşemiş adamlar ile kıyaslıyorlar. Neymiş siyasete şiddet dilini getirmiş.

Kısa hayat öykümden şunu anladım:Türkiye beyefendiliğe gelmeyecek kadar sert bir iklim.

Siz insanlara kibar davranırsanız onlar sizi zayıf olarak kabul ediyor. Küçümsüyor. Çünkü aşağılanmayan, hor görülmeye alışmışlar.

Birinci TBMM’de hocalar saltanat ile hilafet birbirinden ayrılır mı diye tartışıyor. Atatürk bunları izliyor. En sonunda artık sazı eline alıp hilafet ile ilgili bir açıklama yapıp en sonunda:’Benim dediğim olacak ihtimal ki kimi keller gidecektir’ diyor.

Hocalar sonra hemen hizaya gelip, ‘gayet anlaşılır’ oldu efendim diyerek karara varıyorlar.

Beyefendi gibi saatlerce, tarihini anlatsanız da adamın algısı bu kadar.

Süleyman Soylu gibi demagogun hakaretine düello ile cevap vermeyi
beğenmiyorlar. Düello mert adam işidir, tabi bu takunyalı zihniyet için pusu çözümdür. Düello bunların kitabında yok.

Dünyaya dair, ülkedeki ekonomik sömürü düzenine dair, kültürüne, medeniyetine, şeylerin oluş şekline, gücün kendisine, kavramlara, teorilere eleştirisi olmayan hayatında hiç soru sormamış, düşünmemiş, anasının babasının ayaklarının izini takip eden, korkak siyasilerden uzak durun.

Bir ders anlatılırken dahi bir teoriyi olduğu gibi not eden ile hemen diyalektiğini geliştiren aynı beyin değildir. Birisi ezberler öbürü sorgular ve yeni ufuklar geliştirir.

Ben her daim soru soran tarafta olmayı tercih ederim. Bunu tercih edenle arkadaş olmak isterim. Bunu tercih edene oy vermek isterim.

Dünyayı anlamak bir pencere, onu değiştirmeye yeltenmek ise bir bambaşka pencere. Ama önkoşul önce sorgulamak, her şeyin bir sosyal inşa olduğunu anlamak.
Kimi ülkeler fakir iken diğeri niçin fakir değil, kimi ülke dindar iken diğeri niye değil bu soruları soramayan akıl ancak işveren için hesap yapan bir köleden ibarettir.

AKP’nin seçmeninin büyük kısmı bu tarz insanlardan ibarettir. Otoriter kişilikler! Sormayan, sordurmayan, itaat eden, her duyduğuna inanan tipler.

Hayatlarındaki tek eleştiri ulus devlet ve laiklik eleştirisi onun da tek sebebi kökenleri. Dindar ailelerden geldikleri için böyleler. Arınç’ın yıllar önce bir gazetecinin sorularına verdiği cevapları izledim. Sinirden bir yerleri deviresim geldi. Küfür etmemek elde midir?

Böyle bir prototip persona olacağıma varolmamış olmayı tercih ederdim.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir