Ekonomi

EMEK, ÜCRET, SINIFSAL BÖLÜM

Cumhurbaşkanı, yılbaşında ücretlere yüksek zam yapılacağını açıklamış. Her seçim döneminde olduğu gibi popülizm doruğa ulaştı. İnsanlar emekli ediliyor, para dağıtılıyor vesaire. Halkın da insan olduğu, ihtiyaçları olduğu kısacık bir süre için Türkiye’yi yönetenlerin aklına geliyor.

Fakat bunların hepsi bir gediği kapatmak için başka gedik açmaktan ibarettir. Birincisi, piyasada emeğin ücretini, yani maaşı, devlet değil işveren verir.

Yani o yüzden hükumetin asgari ücreti şu veya bu yaptım demesinin hiçbir kıymeti yoktur. İşveren o maaşı vermek istemiyor ise anında enflasyon hortlar.

Diyeceksiniz ki, ücretlerin artışından hükumet sorumlu değilse düşüşünden niye suçlu?

Birçok insan devletin açıkladığı rakamları ‘uzlaştırıcı’ olarak kabul eder. Ben bir bakıma işveren rolünü yürütüyorum. Daha önce belirttiğim gibi 10 çalışanlı şirketimiz var. İşçi bana gelip de maaşından yakındığı zaman ona söylediğim şey basittir, “TÜİK’in açıkladığı enflasyon yüzde 30 iken ben sana yüzde 50 zam verdim”

‘Asgari ücrete yüzde 30 zam yapıldığında ben yüzde 50 zam yaptım’

Neticede çoğu bu söyleme boyun eğiyor.
Çünkü işveren olarak bizim de takip ettiğimiz şey nihayetinde devlet ile işgücü piyasası dinamiğidir. Eğer ki doğru açıklansaydı el mahkum ödenecekti. Kârı korumak için yeni yöntemler gelişecekti. Pandemi döneminde ilk defa bizim sektörde tüccarlar kârlılığı artırdı çünkü maliyetler korumuyor.

Bizim yılda İstanbul Ticaret Odasına yaptığımız ödeme 10 bin lira. İTO’ya haraç ödüyoruz, aldığımız hizmet de yok. Bunları azaltalım diyen yok. İSG, İş Yeri Hekimi, KDV, Kurumlar Vergisi ile belimizi bükmeye de devam ediyorlar.

Birincisi işgücü piyasasında o kadar çok insan var ki; çıkanın yerini anında dolduruyorlar. Bu yüzden ücretlerin görünmez el yolu ile dengelenmesi mümkün değildir.

İşveren olarak biz resmi rakamların asla aşağısında kalmadık. Bana işçim ne diyebilir? Burası bir din veya vicdan devleti değil; burası anayasaya göre rasyonalizme dayanan, insan ilişkilerini mükemmelleştirmeye, İdeale ulaşmaya odaklanan bir devlet. Pazar ilişkileri, bir şeyi legalleştiriyor veya illegalleştiriyor.

Hâl böyle olunca piyasa gerçeklerine dayanmayan her ücret artışı teşebbüsü daha büyük krizler yaratacaktır. Zenginden vergi alınıp sosyal devlet ile halka dağıtmadan bu kriz aşılamaz.

Her gün en ince ayrıntılar ile kârlılık-maliyet analizleri yapıyorum. Şu an bizim şirketimizin içindeki işçi odaklı maliyet maliyetin yüzde 80’i.

Tüccar olduğumuz için ürün ve hizmetin maliyeti üzerine belli oranda kâr koyarız ve bu kâr, cari kârdır, bundan işletme maliyetleri düştüğü an geri kalan kısım sermaye sahibinindir.

Şu an şirketimizin öz kaynakları 65 milyonu geçiyor. 65 milyon liralık bir kaynağın aylık ürettiği işverene kârı 100 bin lira civarında. 25 milyon liralık bir ciro bu kadar üretiyor. İşletme maliyeti 210 bin lira, kâr ise 310 bin. Yani 100 bin lira benim aileme kalan kısımdır. Enflasyonda eriyorsunuz diyen var ise erimiyoruz çünkü bunun içinde nakit sermaye 5-6 milyonu geçmez gerisi duran varlık ve stoktur.

Yani senelik olarak 1.2-1.5 milyon arası. Bir kârdan bahsediyoruz.

Yılbaşında bahsi geçen yüzde 80 zam olduğunu varsayın.

Benim işçi odaklı maliyetlerimin kalemleri maaş, SGK primleri, izin-yardım paraları, mutfak masrafları tam yüzde 80 artacak.

Böyle bir durumda benim 100 bin lira kârım yok oluyor. İşveren olarak 65 milyon lira sermaye ile eğer ki benim aylık 100 bin kazanmaya hakkım yok ise ben kepenk indiririm dükkanımı, depomu kiraya veririm, kalan sermayeyi de borsaya, fonlara, arsalara yatırırım paşalar gibi 150 bin lira gelirim olur.

Gördüğünüz gibi, maaş zammını devlet vermez ama erimesine sebep olarak ‘ticaret hadlerinin’ değişmesine sebep olur ve dengesizlik yaratır.

Neticede şuraya varırız böyle bir zammın reel olarak hiçbir kesime refah getirmesi, zenginden fakire servet transfer etmesi mümkün değil.

Kepenk indirmez isek iki ihtimal var.

Yılbaşına kadar orman ürünlerine yüzde 80 zam gelmesi gerekir ki kârlılık oranını biz ellemeden kârımız artsın. Yani 100 liralık ürüne yüzde 15 kâr vurdu isem; 180 lira iken de kârlılığı ellemesem de kârım artar ve işçiye bu ücreti ödeyebilirim.

Bu gerçekleşmez ise kârlılık oranımı yüzde 20’ye çekerim. Böylelikle işgücü ödemelerinde artan maliyeti ürüne yansıtırım. Neticede bu da yeni bir enflasyondur. Ben yüzde 5 vuracağım. Fabrika yüzde kaç vuracak? Fabrikanın girdilerinin sahipleri kaç vuracak? Benden mal alan marangoz, mimarlık ofisleri yüzde kaç vuracak?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir