Tarih

GERÇEĞİN TEKELİ VE PLÜRALİST TOPLUM

Plüralist toplum, çıkar gruplarının çok fazla ve devlet denetiminin dışında olmasını anlatan kavramdır. Plüralist toplum olmadan, iktidarın sınırlandırılması, hesap verilebilir kılınması imkânsızdır. Plüralist toplumun zıttı ise korporatist toplumsal düzendir ki bu komüniteryen bir anlayışın tezahürüdür. TÜSİAD Başkanı Turhan, Türkiye’nin yaşadığı sorunlar hakkında bir konuşma yaptı. Tabii ki, her zaman olduğu gibi, siyasal irade; otoritesini kullanarak, bu başkaldırıyı bastıracağını, sorumlularını cezalandıracağını ilan etti. Her bireyin olduğu gibi, meslek grupları da kendi çıkarları doğrultusunda konuşma hakkına maliktir. Mevzu birinin konuşurken öbürünün susmasıdır. TÜSİAD’ı tebrik edelim, iş adamları örgütü, işçinin ve emekçinin fakirleşmesini eleştirdi. Türk-İş utanır mı? İş adamları, kendi hakkından çok işçi hakkını savunuyor, işçi örgütleri, esnaf, çiftçi susuyor. Bu, Marx’ın kemiklerini sızlatmıştır. Dünyada böyle örneğe rastgelemezsiniz, İş adamlarının örgütü, işçiler için endişe ediyor ve hükumete düzeltmesi için çağrıda bulunuyor. Beyin göçüne işaret ediyor.

Türkiye’de otoriterleşme 12 Mart 1971’den beri süregelen bir trenddir. Bu trendin en önemli göstergeleri güçler birliğine doğru tehlikeli ilerleyiş iken sivil topluma verilen rol ise git gide kırpılmıştır. Sendikalaşma, grev, gösteri, yürüyüş haklarında sınırlamalar olmuştur. Bunun yanında 61 Anayasasının önsözünde geçen ‘direnme hakkı’ kaldırılmıştır. Diktaya karşı halkın direnme hakkı 82 Anayasası ile rafa kalkmıştır.

Toplumda çok fazla çıkar grubunun olması bir zenginliktir. Bu sanılanın aksine bir anarşi yaratmaz. Tam aksine, görünmez bir el, yani piyasacı mantık ile, bu talepleri bir ahenk içine sokar. Toplumsal talepler çok daha iyi anlaşılır, bireylerin tek tek tutum ve davranışları tutarsız iken bir bütün olarak tutarlı hale gelir. Sivil örgütlenmelerin teke indirilmesi de tutarsızlık yaratır. Esnaf ve Zanaatkârlar Odası, hükumet yalakalarının işgal ettiği pozisyondur. Esnaf kan ağlasa da ağlamasa da bu adamlar hükümetçidir. Otoritecidir. Bu yüzden asla genel iradeyi temsil etmezler. Türkiye’yi yönetenler ne zaman köklü liseler yerine taşrada yetişmeye başladı o zaman ülke gerici bir yola ilerledi. Taşradaki tek yönlü eğitimin neticesinde yeni elitler, aydınlanmadan bihaber şekilde, ilkesiz ve fikirsiz şekilde bir hayvandan farksız şekilde salt çıkar ve keyf ile iş yapıyor. AKP içinde kaç Galatasaray Liseli vardır? Kaç Saint Josephli AKP yöneticisidir? AKP çevrenin bir oluşumudur.

Adamlar zaten taşradan çıkınca ilk buralardan mezun olanlara nefret besledi. Boğaziçine nefret besledi. Kırsaldaki öfke bu insanların gevur olduğuna yönelikti. Niye? Adamların Türkçesi diksiyon ve içerik olarak farklı, kültürü farklı, düşünüşü ve yaşayışı farklı. Elbette usul-u cedid ile yetişmiş sekülerleşmiş elit ile; Erbakan’ın yetiştirdiği taşralı dindar elit farklı oluyor.

Hâkim zümre değişti. Çevre, merkezi tasfiye etti. Plüralist toplumda kimin egemen olduğu pek önemli olmuyor. Fakat korporatist bir toplumda iseniz elitin kim olduğu çok önemli. Korporatist toplumda, elitler iyi ise ilerleme hızlı olur, elitler gerici ise geriye gidersiniz, plüralist toplumda hız veya keskinlik olmaz. O yüzden ihtiyacımız olan şey ya plüralist bir toplum kurmak, fakat onu kurmak için de tekrar İstanbul’un, Ankara’nın köklü elitlerinin iktidara oturması gerekiyor.

Aksi takdirde taşradan gelen elitin tek yönlülüğü ve geri kafalığı ülkeyi mahvediyor. Yaşayarak öğrendiğimiz bir şey, Burhan Kuzu gibi adamlar bir kere medrese kapasından girdi ise hayatları boyunca hangi üniversitede hangi eğitimi almış olursa olsun, geri kafalılığı, taşra öfkesi, kasaba milliyetçiliği yok olmuyor.

Plüralist topluma geçmek basit değil. ABD’de plüralist toplumu kuran Thomas Jefferson gibi büyük  aydınlanmacı elitlerdir. Ruling elites(idare eden elitler) hangi fikirde ise o toplumu yönlendirir. 
 
Hep söylerim Türk fikir hayatı kupkuru olduğu için Türk eliti de kupkurudur. Alman filozoflara bakın, Fransız filozoflara bakın, İngiliz filozoflara bakın, bir de Türk filozoflara- tabii bulabilirseniz!

Türk elitleri kimi okuyor? Saçma sapan tutarsız, sığ siyaset kitapları. Asıl sorun, bu sayılan yazarların düşündüklerini Türkçe de düşünmemiş olmamızdır. Türk için kavramlar o kadar yabancı ki. Felsefe gelişmiyor çünkü soyut düşünemiyoruz! Dil de gelişmiyor. Dil bir toplumun ne kadar gelişmiş olduğunu gösterecek kadar önemli bir vasıtadır. Kulladığınız kelimeler, kelime daracığı sizin kültür seviyenizi gösterir.  
 
Bir toplumun en önemli kesimi elitleridir. Bu adamlar eğer ilerici ise toplum ileriye gider, gerici ise geriye. Mühendis arkadaşlar ile konuşuyorum, sosyal bilimler açısından aşırı zayıflar. Sosyal bilimler bir vizyondur.  Tarih bilmek, sosyoloji bilmek bir vizyondur. Bunlardan mahrum olarak sadece iyi bir mühendisler fakat yarın elit olduklarında toplumu uçuruma sürükleyeceklerdir. Sosyal bilimler yaşamdır da ondan.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir