Tarih

KURTULUŞ SAVAŞI’NDA NE OLDU?

Satılık tarih tahrifçileri, her zamanki gibi, birçok yalanla beraber, rıza üretimi peşinde. Kitlesel göçü yahut sessiz istilayı meşru kılmak için kardeşlik yalanları üretiyorlar. Bu yalanların hepsi taraflıdır. Tarih gösterdiğiniz kadar göstermedikleriniz ile ideolojiktir.

O vakit bazı gerçekleri yeniden incelemek gerekiyor. 1. Dünya Savaşı ve Türk Kurtuluş Savaşının dayandığı tek kuvvet Anadolu Türklüğüdür. Falih Rıfkı’nın Zeytindağı eserindeki Allahaısmarladık bölümünde anlatılan Ahmetlerdir. Ahmadlar değil! Ahmedini, Mehmedini yırtık basması ile tren istasyonunda arayan anaların gözündeki yaşta yıkılan bir devlet; Mustafa Kemal Paşa’nın zaferini ümitleyen milyonlarca Türk’ün göğü titreten süngülerinde kurulmuştur. Gerisi her daim bir masaldır.

30 Ekim 1918 tarihinde Osmanlı Devleti, Mondros Silah Bırakışmasını imzaladı. Osmanlı Devleti, İtilaf Kuvvetlerine ‘şartlı’ teslim oldu. Osmanlı devlet adamlarının ve aydınların genel kanaati, İngilizlerin ve Fransızların geçici olarak bu ülkeyi işgal edebileceği yönündeydi. Neticede, Türkiye üzerinde nüfusları yoktu.

Fakat 15 Mayıs 1919 tarihinde Yunanların İzmir’i işgali ile beraber manzara bütünü ile değişmişti. Osmanlı Türkleri için Balkan Harbi ile başlayan uyanış, Arap İsyanı ile devam etmiş, işgallerde ekalliyetin(azınlıkların) tavırları ile doruğa ulaşmıştı.

İşgalcileri güllerle ve sevinçle karşılayan azınlıklar, Osmanlı Devleti şiddeti tekel altında tuttuğu dönem boyunca gerçek yüzünü gizlerken ilk fırsatta Türk subaylarının İzmir’de alçakça katledilmesine, Yunan Kralının Türk bayrağını çiğnemesine kahkahalar atmışlardı. Devlet otoritesi yitirildiği için doğu illerinde Ermeniler, Karadeniz kıyılarında Pontusçular Türk köylerini basıp insanları katlediyordu. Göçler ile Anadolu’yu helenleştirmeye çalıştılar.

Amaçları Anadolu’nun demografik yapısını sonsuza kadar değiştirmekti. Türk milleti tökezlediği anda tüm iç düşmanlar ortaya çıktı. Cumhuriyeti kuran Türk milliyetçisi askeri bürokrasi bu gerçeği iyi bildiği için Türk ulus devletini kurmakla kalmamış, Türkleştirme hareketine girişmiştir. Mübadele ile Anadolu’yu Suni Türk kimliği ile homojenleştirmiştirler.

Böylelikle Türk devleti bir kez daha tökezler ise cephesinin iç kısmı olmayacaktı. Devletin halkı tarafından her şartta sahiplenileceğine inanılmıştır. Yüz senedir Türk milleti yanlışlar yapsa da toprağını başkasına çiğnetmeme iradesini korumuş, hatta, sınırının ötesine geçerek müdafaa hareketlerinde bulunmuştur.

Türk tarihini tahrif etme cüretini gösterip, Çanakkale Zaferinden, Türk Kurtuluş Savaşı’ndan Araplara pay çıkarma çabasında olanlar yalancıdır.

Halep’ten gelenler varmış! Adene kadar giden, çöllerde Arapların saldırısı ile şehit edilmiş Türkler ne olacak? Onlar bu askerleri öldürdüler. Arkadan vurdular. Ama bu topraklarda hakları varmış. Niçin? Çanakkale’ye Halep’ten gelenler varmış.

Nablus Bozgunu sonrası Şam, Deraa, Halep gibi şehirlerde dağılmış Türk askerlerine her yerden ateş açan Suriye halkı değil midir? İsyan etmesinler diye çöllerde servet dağıtıldı. Gariban Anadolu halkı ise varını yoğunu, canını karşılıksız vermiştir.

Peki Türk ordusu Anadolu’nun hangi şehrinde pusuya düşürülmüştür? Hangi şehrinde damlardan ateş açılmıştır?

Bırakın ateş etmeyi, Şerife Bacı gibi kahramanlar cephane taşırken donarak şehit düşmüştür. Ordu yok diye ellerine silah alan eşraf ordulara kafa tutmuştur.

İnebolu bombalanmıştır. İşgal altındaki şehirlerde yer altı örgütleri kurulup, düşman cephanelikleri soyulmuştur. Halk neyi var neyi yoksa yüzde kırkını orduya vermiştir. İnönü bunu Lozan’da anlattığında yabancılar inanamaz.

Hükumet milletine ihanet ederken, insanlar eline silah alıp düşmana karşı koymuştur. İzmir’e çıkan binlerce Yunan askerine karşı Hasan Tahsin abideleşmiştir. Şahin Bey ve Kuvay-ı Milliyeciler Fransız ordusunun önünü kesmiştir. Kazanmak ümidi ile mi? Sanmam, onlar namusları için dövüştüler.

İngiliz ve Arap asileri Şam’a girdiğinde bir el silah patlamadı. Sevinç kurşunları hariç. Bir tane Hasan Tahsin çıkmamıştır. Çünkü Hasan Tahsinler Türk’ün kanına hastır.

Cemal Paşa Hatıratını okuyun, Çanakkale Savaşı sırasında Arap coğrafyasındaki tek Türk birliği Mevlevi Alayıdır. Geri kalanın hepsi Çanakkale’ye gönderilir. Çünkü Araplara güvenilmez. Türk askerlerini oradan oraya sürüklenip durulur.

Bu sırada Araplar isyan etmesin diye Araplar kağıt para kabul etmiyor diye altın para ile ödeme yapılır. Anadolu’da ise alınan mala karşılık borç olduğuna dair kağıt verilir.

Şerif Hüseyin orduya asker versin diye 50 bin altın gönderilir. Türk askerlerine saldırmasın diye Dürzi Şeyhelerine para ödenir.

1913 yılında Osmanlı kuvvetine karşı kimse gıkını çıkartamıyordu. Türk devleti zayıfladığı anda Türk olmayanların hepsi arkamızdan vurmuştu. Onları kahpe yapan şey de budur. Türk devleti tökezlediği anda palazlanmaları.

Suriyelileri korumak için Çanakkale Şehitliğinde Halep’ten gelen askerlerin isimlerini paylaşıyorlar. Ne hikmet ise kimse çöllerde Arapların elinde şehit düşen askerleri konuşmuyor. Meğer Çanakkale’de üç beş bin Osmanlı vatandaşı, zorla silah altına alınmış Arap sayesinde kazanmışız. Harp Mecmuasında acaba kaç tane Arap’ın hikayesi konu olmuştur?

Bu Arap kardeşlerimiz niçin milyonlarca nüfusu ile Nablus’ta, Gazze’de, Şam’da, Kudüs’te ellerine silah alıp da Türk ordusuna destek olmamıştır?

Fevzi Çakmak’ın 1. Dünya Harbi’nde Türk Ordusu eserinde Trabzon halkının kahramanlığını okuyun. Halkın nasıl ordu ile beraber Ruslarla çarpıştığını, Aziziye Tabyalarını, Köprüköy’ü okuyun.

Atatürk ve silah arkadaşları bu cephelerde ihaneti görmüştür. Kahramanlığı da. Hainlerin cinsini de görmüştür. Kahramanların soyluluğunu da.

Onlar o gün anlamıştır ki, Osmanlı Devleti ayakta kalırsa ancak ve ancak Türklerin hamiyeti ile ayakta kalabilir. Fakat Osmanlı artık yıkıldığı için Atatürk, mensubu bulunduğu Türk milletinin, Türkçe yaşaması için milli bir devlet kurmak için Samsun’a çıkmıştır. Türk milletinin huzuru, refahı ancak ulusal devletle sağlanabilirdi.

Atatürk, failed state konumundaki Osmanlı’nın tarihe karıştığını Temsil Heyeti ile aslında ilan etmişti. Temsil Heyeti ile başlayıp Türkiye Büyük Millet Meclisi ile tamamlanan süreçte, Anadolu’da, Türk şehirlerinden gelen temsilcilerin Meclisi olan BMM, şiddeti tekel altına alarak aslında fiili olarak tökezlemeye son verdi.

Pontusçular mağlup edildi. Ermeni başıbozuklar defedildi. Dinci ayaklanmalar da bastırıldı. Devamında Yunan ordusunun arkasına saklanan azınlıklar da hamileri olan Yunan ordusu ile denize döküldü.

İşgal altındaki İstanbul’un neye benzediğini anlamak isteyenler Falih Rıfkı’yı okumalıdır. Türklerin nasıl aşağılandığını okuyun.

Tüm ihanetler devlet kuvvetli iken saklanmayı, hain emellerini insanlık, barış, hak talebi maskesi altında saklamayı tercih eder. Türk milleti bir kez tökezlesin her evin balkonundan Türk askerine ateş açılacak şehirler var. Ben realistim, hiçbir fikir de beni korkutmaz. HDP’ye oy verenlerin çok büyük bir kısmı, doğu illerindeki Türk hakimiyetinden rahatsız. Bugün bunları barış, insanlık, eşitlik kavramları ile maskeleyip ‘ayrılıkçı’ taleplerini gizliyorlar.

Bağımsızlık isteyene ne verseniz az gelir. Çözüm Süreci’ne de bu yüzden karşıydım. Balkanlarda ne olduğunu biliyorum da ondan. Verilen her hak ve özgürlük Türk askerinin ölümü ile sonuçlandı.

Türkler Orhan Gazi döneminde girdiği Balkanlardan 1913 yılında çıkartıldı. Ne Sırplar ne Yunanlar ne Bulgarlar ne Rumenler ne Arnavutlar ne Hırvatlar ne Makedonlar yok olmuştur.

Fakat onlar sadece bir kez kazandılar. Bir kez kazandılar ve Balkanlardaki Türklük imha edildi. Katlettiler, tecavüz ettiler, zorla göçe tabi tuttular. Balkan Muhacirleri sorunu 30 sene çözülemedi.

Türkler, Xenephobia(yabancı düşmanı) mıdır diye soranlara. Evet, öyleyiz. Çünkü bir gün bile olsun zayıf olduğumuzda bizim varlığımızı korumak için yanımızda olmadılar. Balkan Harbi başladığında Osmanlı kazanırsa diye ‘galipler mağluptan toprak alamaz’ diye ilan edenler Osmanlı kaybedince hiçbir şey yapmadı. 97 Yunan Harbi’nde Türk ordusu kazanınca Türk ordusunu durdurdular. Yunanistan böylece imha olmadı.

‘Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur’ özdeyişi Türk milletinin benliği olmuştur.

Görüldüğü gibi PKK’nın mevcudiyeti ile Türklerin bir bölgede yoğunlaşması ile ters bir korelasyon var. Trabzon’a sızmaya çalıştılar, dağlık bölge başaramadılar. Çünkü 15 yaşındaki Eren Bülbül gibi binlerce Türk çocuğu devletinin bir akıncısı gibi davranmıştır. Asıl soru şudur, Türkiye’nin tek dağlık bölgesi doğu değildir, tek dağlık sınır bölgesi de doğu değildir. Ama Türklerin yaşamadığı tek dağlık bölgede Türkler yıllardır terörle mücadele etmektedir. Ordumuz güçlü olduğu için değil, Türk milleti var olduğu için terör doğudan batıya geçemez. İstediğimiz kadar kendimizi kardeşlik türküleri ile kandıralım, Çözüm Süreci doğudaki gerçekliği gözler önüne sermiştir. Aynı hatayı Türkler olarak biz Balkanlarda yaptık. Türklüğü reddetmeyi Osmanlı kimliği altında birleşmeyi seçtik. Netice? Balkan Türklüğünü yok ettiler. Ne zaman ki Türk Ocakları kurulmuş, Türk milliyetçiliği yaygınlaşmıştır, Türkiye huzura ermiştir.

Türk devletinin otoritesi, Türk nüfusunun yoğunluğuna bağlıdır. Kilis, Antep, Hatay, gibi illerin Araplaştırılması ne demektir?

Yarın Araplar ile savaş çıktığında Türk ordusu bu bölgelerde dezavantajlı olacak demektir. Şahin Beylerimiz olmayacak demektir.

Bu bir göç değil, kitlesel göçtür. Türkiye bir federal devlet değil üniter devlettir, çok uluslu değil, hakim ulusludur.

Atatürk’ün devleti ayakta tutmak için, Türklerin Araplaşmasını önlemek için neler yaptığı ortada. Dil devrimi müthiş bir şeydir. Diyanet’in asıl görevi de Türk Müslümanlığını korumaktır. Böylelikle dil, din, kültür ve ırk eksenince Türkiye ne doğusuna benzer, ne kuzeyine, ne güneyine ne de batısına.

Bu da Türklerin asimile olmasını engellediği gibi, farklı kültürlerin barınmasını da engellemiştir.

Atatürk bunları canı sıkıldığı için yapmadı. İlk görev yeri Şam’dır. Orada Arapları tanıdı. Döndü Balkanlara Ortodoks halkları tanıdı. Diyarbakır’da ordu komutanlığı yaptı. Libya’da direniş örgütledi. Suriye ve Filistin’e ihanete tanık oldu.

Nihayetinde Atatürk, Türklerin kendisinin veya Anadolu kültürünün, Türk dilinin yaşamadığı hiçbir yeri talep etmedi. Çünkü gördüler ki, orduya her şartta destek olan tek halk Türklerdi.

Atatürk’ün devrimlerine düşman karşı devrimciler; Atatürk ne yaptı ise yıkmaya kalktılar.

Fakat hiçbiri Türkiye’nin demografisi, dili, dini inancı ile oynamak kadar tehlikeli değildi. Eğer ki, Türklüğü azınlığa düşürmeyi başarırlar ise sadece Atatürk Devrimleri değil, Türklüğü koruyan Atatürk’ün Türkçü Cumhuriyeti de yok olacaktır.

Devrimler Türklüğü korur, devrimlere düşman herkes Anadolu Türklüğüne düşmandır. O devrimlerin hepsi tarihsel zorundalıktır.

2010’larda başlayan ulus devlet karşıtı koalisyon neticede bunu legal yolla başarmayınca, fiili durumla oynamayı seçti.

AB ve ABD Türkiye’de zaten ulus devlete karşı değil mi? Ulus devlet mülteci kampı olmaz da ondan. Mültecilerin burada kalmasından memnunlar hatta entegre edin diyor. Yarın da özerklik verin diyecekler. O şehirleri siz asimile ettiniz diyecekler.

Üç gün önce Türkçe öğrenmiş olanlar dahi Çanakkale edebiyatı yapmaya başladığına göre yarın daha da farklı edebiyatlara girişecekler. Şerif Hüseyin’e Mersin, Adana, Antep, Hatay’ı da içeren büyük Arap Krallığı vaat edildi. Bunu iddia eden tipler hala mevcut.

Türkçülük Üzerine Düşünceler adlı makalemden Gökalp, Atatürk ve Akçura gibi Türk milliyetçiliğinin babalarının milliyet anlayışını okuyabilirsiniz.

Özetlemek gerekir ise hepsinin ortak noktası dil, kültür ve ortak yaşama arzusudur.

Arapların dili farklı, kültürü farklı, beraber yaşama arzumuz da yok. Böyle biline

Biz tökezler isek Suriye ordusunu Araplar çiçekler ile karşılar. Barzani’yi de PKK’lı Kürtler! Geçmişte yaşadık. Yine mi yaşayalım?

Binlerce evladımızı toprağa mı gömelim? Yetişmiş nesilleri savaşta mı yitirelim? Kayıp nesiller mi oluşturalım? Kurtuluş Savaşı ve Atatürk Devrimleri bizi beka sorunundan kurtardı. Fakat şimdi yenisini yaşıyoruz. İbraniler ile Mısır’ın hikayesi ortadadır. Göçle gelen Yahudiler 150 milyon Arabın arasında neler yaptığı da ortada.

Şimdiden, failed statelerde rahatlıkla suç işlemiş krimanaller ülke içinde anarşi yarattı. Kezzap dökme gibi hadiseler Türkiye’de nadir görülür. Bunlar Orta Doğu’da yaygındır. Buraya da bu rezil adetlerini getirdiler. Çocuk yaşta evliliğe devlet müdahale etmiyor. Türk topraklarına girdiğiniz an Türk hukuku geçerlidir. Katar’da Dünya Kupası oynanacak adamlar diyor ki, evlilik dışı ilişki 7 sene hapis cezasına tabiidir.

Alman olman sonucu değiştirmez diye uyardılar. Türkiye’de de çocukların evliliği suçtur, Suriyeli olmanız bunu değiştirmez. Bize bakıp da en ufak bir olumlu değişimleri de yok.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir