Ekonomi

ÖDÜNÇ REFAHIN İADESİ

Güneş doğar ve batar, bu her gün tekrarlanır. Küresel ekonomi de en geç 10 senede bir yıkıcı kriz çıkartır.

1997 Asya Krizi, 1999 Rusya Krizi, 2001, 2008, 2011 Krizleri derken 2021 yılında artık yeni krizin ayak sesleri duyuluyordu. Sorun şu ki, her 10 senede bir kapitalist sistem krize giriyor ve bunu aşmak için para politikaları devreye giriyor. Ya paranın musluğu açılır ya kısılır. Türkiye’yi 20 sene yöneten adamlar daha bu gerçeği bile görememiş. Züppe İktisadı uygulamıştır. Borçlanır, borç ile saray yapar, makam aracı alır, krediler inşaat sektörüne verilir, yol yapmayı kalkınma zanneder. Netice ortada, yollar ne üretmiştir? Gelişmiş ülkeymiş, borçlarını çeviremiyor.

Paranın musluğu açıkken boşa akıtmış, musluk kısılacağı zaman da önlem almamıştır. 2011’den beri her şey gelişmekte olan ülkeler lehine iken bu dönemi çok kötü geçirerek, krize hazırlık yapılmadı. Üstüne krize hazırlık olarak TCMB rezervlerini doldurmak, cari açığı kapatmak bir yana aksini yaptılar. Yüksek teknoloji ihracatı, ihracatın içindeki payı yüzde 3. Bu mu kalkınma? Çin olacakmış, Çin’in yüksek teknoloji ihracatının, ihracatı içindeki payı yüzde 31, ABD’nin dahi yüzde 20.

2023 yılında stagflasyon, 2024 yılında resesyon bekleniyor. Türkiye parasal bolluk döneminde dahi kalkınamamış iken, şimdi üstüne borçlanma maliyetlerinin artacağı, talebin düşeceği bir dönemde ne yapacak merak konusu. Türk ekonomisi, ihracatını artırmakta zorlanırken üstüne bir de ihracatın talep azalmasından düşeceği de bir gerçek. Enerji fiyatları talep azaldığı için düşmez ise vay halimize.

Ali Babacan’ın övündüğü dönemin tahvil borçlarının ana para ödemeleri geldi. Bu borçlanma ucuz olsa da ana para dahi gelir yaratmayacak şekilde kullanıldı. Şimdi ödünç zenginliği geri verme zamanı.

Fakat paralar betona, yola, köprüye, saraya gömüldüğü için kullanılan krediler katma değer yaratmadı. Paranın geri dönüşü olmadı. Bu tabloya, yabancıların eline geçen, konut, şirketlerin kazançlarının yurt dışına çıkmasını da eklerseniz Türkiye için en zor aylar başladı. Artık yeni fakirleşme dalgası an meselesi. Yabancılar verdiği parayı geri alıyor, üstüne faizi ile fakirleştik. Fakat paralar betona, yola, köprüye, saraya gömüldüğü için kullanılan krediler katma değer yaratmadı. Paranın geri dönüşü olmadı. Bu tabloya, yabancıların eline geçen, konut, şirketlerin kazançlarının yurt dışına çıkmasını da eklerseniz Türkiye için en zor aylar başladı. Menderes döneminde traktör sayısı 4 binden 50 bine çıkarken, ekilen alan sadece 2 katına çıktı. Sonuç? Borçlar ödenemedi, şehre göç başladı, sosyal sorunlar arttı. Üstüne 1958 Moratoryumu yaşandı. En ufak bir planlama yapmamışlardı. Devlet Planlama Teşkilatı bu yüzden kuruldu. Şimdi yeniden aynı şeyleri konuşuyoruz.

TCMB kasasında döviz de yok, yatırımlardan da gelir yok. Konvertibilitesi olmayan TL nedeni ile yeni bir enflasyon dalgası yaratacak olan, kur şoku kaçınılmaz.

AKP, Kasım 2002 yılında iktidara gelmiştir. O günden bugüne dünyada zaman 20 sene geçmiş fakat Türkiye 1995’e dönmüştür. Zaman ilerledikçe geriye giden tek ülke.

ABD’nin 75 baz puan faiz artırması ve sene sonuna kadar ABD’de politika faizinin yüzde 3 olacağına dair beklentiler ile beraber dolar endeksi yavaş yavaş yukarı gidiyor. Ekonomide ABD’nin faiz artırmasına ‘parayı geri çağırma’ olarak adlandırılır.

Bretten Wood System kurulduğu vakit ABD, altın standardı ile doları küresel ticareti kolaylaştıran bir para birimi olarak ülkelere kabul ettirmiştir. Tabii ki, FED sadece ABD’de enflasyonu düzenlemiyor, aynı zamanda küresel enflasyonu da düzenleme mercii haline gelmişti.

ABD dolara daha yüksek faiz ödeyeceği için borçlanma maliyetleri yüzde 3’ten aşağı olmayacaktır. Kimler için? Almanya, Fransa, Japonya ve Birleşik Krallık gibi ödeme kapasitesinde sorun olmayan devletlere!
Türkiye’ye ABD’nin 4 katı faiz ile borç verdikleri için Türkiye 5 yıllık dolar borcu için senelik yüzde 12 faiz ödeyecek demektir. Doların senelik yüzde 3 faizi dahi dünyada yatırımları, istihdamı ve tüketimi düşürürken, Türkiye dolara yüzde 12 faiz ödeyerek nasıl kalkınacak? Bu artık zora sıkışan kimseden borç bulamayanın, bir haftaya iki katını veririm demesi gibidir. Finansal piyasalarda Türkiye’nin durumu böyle görülüyor. Irak 5 senelik tahvil için 5.8 senelik faiz öderken Türkiye 8.5 faiz ödüyor. Bu daha da artacak.

Türkiye’nin iflasına doğru gidişinin taşlarını döşeyen etmenler şunlardır:
A ) Enerji fiyatlarının iki katına çıkması
B) Merkez Bankası brüt rezervlerinin kısa vade dış borcu karşılama oranı yüzde 50’nin altında olması
C) Türk lirasının halkın ve yatırımcıların gözünde birikim aracı olarak görülmemesi
D) Öngörülebilirliğin yok olması
E) FED’nin faiz artırması ve küresel ekonomide iyi ihtimal ile stagflasyon, kötü ihtimalle resesyona gidiş

ENERJİ FİYATLARININ İKİ KATINA ÇIKMASI

Türkiye enerjiye bağımlı bir ülke. Petrol fiyatlarında artış yaşandığı vakit ülkede enflasyon tırmanıyor. Fakat enflasyonun tırmanmasından daha tehlikeli olan şey, artan enerji fiyatlarını finanse etmek. İhracatın kısa vadede bunu karşılayacak kadar arması mümkün olmadığı için bu ithalatı ödemek için ülke içinden döviz çıkacak. Fakat sorun şu ki, bu dövizi vatandaş satmıyor. Türkler alır ve tüketmediği sürece tutar. Firmalar da dolar satmayı sevmez. Geriye bir tek TCMB kalıyor. Fakat TCMB brüt rezervi 100 milyar dolar, bununla hem dış borç, hem enerji ithalatı fonlanmaz.

TCMB REZERVLERİNİN KISA VADELİ DIŞ BORCU KARŞILAMA ORANI YÜZDE 50’NİN ALTINDA

AB ve ABD ile Türkiye’nin iyi geçindiği dönemde Türkiye 5 ve 10 yıllık dolar tahvillerini yüzde 2-3 faizler ile almıştı. Şimdi onların yavaş yavaş ödeme vakitleri geliyor. Bize borç olarak verdikleri paralar ekonomiden çıkacak. Adamlar zaten Türkiye’den anaparasını çıkarmak için gün sayıyor yeniden borç vermek istemez. Borç ödeyecekler döviz açıkları var ise TL satıp döviz almak isteyecek. Fakat vatandaş ve diğer şirketler dolar satmadığı için ya yabancılar satacak ya da TCMB. Fakat yabancıların hangi merhaleden satacağı belirsiz.

Sorun şu ki, yabancılar bağımsız bir politikası olmayan Merkez Bankasının parasını satın almaz. Türkler bile elinde TL tutmaz iken bir yabancı TL alıp ne yapacak? Türkler dahi TL satıp dolar alırken, yabancı keriz de mi dolarını Türkiye’ye verip, TL alsın. Bu yüzden USD/TRY piyasası aşırı sığ, alışı karşılayan bir satış olmadığı için TCMB rezervleri önemli oluyor ve hem enerji açığını hem de dış borcu TCMB fonlayamaz. TCMB’nin bunu yapmak zorunda kalmasının sebebi de faizlerin aşağı çekilmesidir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir