Tarih

TARİHİ SORUMLULUK

Bugünlerde, ülkedeki buhran daha da derinleşmiş ve insanlar büsbütün ümitsizliğe kapılmıştır. Fakat bu akl-ı evvel hükumet, izlediği yanlış siyasetten vazgeçmemekte kararlıdır.

Devlet hayatında hata bir kez yapılır ve bunun sorumluluğunu, hatanın olmasına sebep olanlar ödemek mecburiyetindedir. AKP iktidarı altında Türkiye’de hatanın, hırsızlığın bir bedeli kalmamıştır. Aksine ödüllendirilmiştir. Tıpkı Abdulhamid’in saray rejiminde olduğu gibi. Görevden alınsanız dahi bir başka göreve gönderilir yine kamu kaynaklarını aksırana kadar yiyebilirdiniz.

Bugünler, hepimiz için bir o kadar zor ve buhranlıdır. Genel fiyatlar seviyesinin müthiş derecede artığı, insan emeğinin bilerek ve isteyerek ucuzlatıldığı bir makroekonomide, kimsenin ümitli olmasını bekleyemeyiz. Tarihte daha kötü durumlara düştük. En vatanseverlerin manda talep ettiğini de gördük. Hatta o günün şartlarında en rasyoneli bile oydu. Fakat bugünkü kadar ümitsizliğe düştüğümüzü hiç bilmiyorum. Ülkenin gençliği kaybedilmiştir. Her biri servet değerindeki girişimci gençler ülkesine sırtını dönmeye karar vermiş, bu lafları duydukça canım yanıyor. Ağır vergilerin karşılığı olarak dağıtılan kıt kamu hizmeti ile yetişmiş nitelikli insanları yitirmek bu ülkenin sürekli fakirleşmesi manasına gelir ve bugün Türkiye’nin Gayrısafi Yurtiçi Hasılası(GDP), 650 milyar Amerikan dolarına gerilemiştir. Daha çok istihdam ve büyümüş şirketlere rağmen üretirken fakirleştik.

Bu tablonun nedeni ise, bir isim veya bir partiden ötedir. Türkiye’nin oturmamış devlet tasarımıdır. Cumhuriyetin 98. kuruluş yıl dönümüne 4 gün kalmış iken bu tarihi sorumluluğu anlatmak isterim. Bu tarihi sorumluluk, o veya bu partiyi, o veya bu ideolojiyi iktidara getirmek değildir, kim gelirse gelsin, rejimi, anayasayı, modern Türkiye’yi, Atatürk devrimlerini koruyacak sistemi inşa etmektir.

Tarihi sorumluluk, bir daha herhangi bir parti liderinin, Türk demokrasisine ve modern toplum yolundaki hedeflerimize zarar vermesini engellemektir.

Bugün, iktidarın tüm her şeye kulaklarını tıkadığını görüyoruz, gerçekliği büsbütün reddeden bu ahmaklar, red ettikleri gerçeklerin altında kalacaklar, bizimle beraber. Bu sözlerimi kaleme alırken, TL/USD rasyosu yeni bir rekoru bir doların değeri 9 lira 74 kuruşa değiyor. Daha fazla yaşanan krizden veya nedenlerinden bahsetmeyeceğim. Fakat şunu bilmelisiniz ki, iktisadi bağımsızlığımız her geçen gün eriyor ve daha da kırılganlaştığımız için iktidarda kalmak isteyen hükumetler, dünyadaki üç sermaye alanının taleplerine boyun eğmek zorunda kalıyor. İktisadi bağımsızlığın temeli ise yaratıcı, dinamik genç nesillerdir. Hem sermayeye olan bağlılığınız artarken hem de genç nesillerinizi yitiriyorsanız gelecek hakkında pek ümitli olmayın.

Konumuzun özüne dönelim, yani tarihi sorumluluğumuza. Magna Carta’dan beri dünyada gelişen bir süreç var. Burjuvazinin yükselişi ve iktidarın sınırlandırılması, diğer erklerin ise birbirinden ayrılması yani güçler ayrılığı prensibi ve anayasal rejimler. Bu kadar ayrım yapılması devlet sisteminin karmaşıklaşmasına, genişlemesine ve bürokrasinin genişlemesine neden olmuştur. Tabii, sosyal devletin ortaya çıkması da devletin görevlerini yeniden tasarlamıştır. Dünyadaki kötülüklerin temelinde, devlet sistemleri vardır. Otoriter rejimler, diktatörlüklerde yolsuzluk oranları inanılmaz derecede yüksektir. Zira bürokrasiyi veya devlet aygıtını avcuna almış zümreleri denetleyebilecek, hesap soracak bir kuvvet yoktur. Bundan dolayı, diktatörlükler, otoriter rejimler her daim savaşlarda aktördür. Bir mutlak monarşide, hükümdara kimse şu veya bu ülkeye neden saldırdığını, neden ağır vergiler aldığını veya birini niye idam ettiğinin hesabını soramaz.

İşte Fransız Devrimi sonrası demokratikleşme çabalarının tamamı, bu bahsettiğimiz noktalar üzerine kurulmuştur. Serbest ticaret, refah istikrar gerektirir, öngörülebilirlik gerektirir, güvenlik gerektirir. Bunları ise ancak anayasal rejimler ile sağlayabilirsiniz. Bir kralın menfaati, halkının menfaatine aykırı olabilir, bu aykırılıktan zarar görmemek için halk yönetimleri kurulmuştur. Böylelikle genel irade, özel iradeyi yenmiştir. ‘’Türkiye, Amerika’ya savaş ilan etmeli’’ diye bir önerme sunsam, halkın tamamı bu önermeyi reddeder zira, bu savaştan dolayı hepsinin hayat düzeni en ağır şekilde etkilenecektir. Bu aynı zamanda kalabalık olan iradenin barışçıl yollarla taleplerini karşıladığı için toplumsal kaosu da engeller. Yaşadığımız çağı, bir cümle ile özetlesem şöyle derdim:’’ İnsan her şeyin ölçüsüdür’’

İşte bu prensip üzerine siyasal sistem inşa etmek zorundayız. İnsan her şeyin ölçüsü ise temel olan insan, mutluluğu ve onun talepleridir. Yani devletin temel görevi, bireyin kendini gerçekleştirmesi için gerekli şartları sağlamasıdır, bu temin etmesi demek değildir. Bireyin mutluluğu ve refahı için ise sınırlandırılmış, kurallara, kanunlara bağlanmış siyasal iktidar olmalıdır. Ancak bu şekilde, serbest ticaret yapılabilir, mal ve hizmetler pazarda özgürce değiş tokuş edilebilir ve bireyler kendi yeteneklerinin karşılığını elde edebilir. Özgürlük, bireyin özgürce seçtiği şeyi fiziksel ve insani engeller olmaksızın yapabilmesidir. İşte asırlarca süren mücadelelerin temel nedeni budur. Bugün, temel insan hakları dediğimiz tüm haklar anayasal rejimlerin ürünüdür.Ve hepsinin ortaya çıkma nedenleri vardır. Filozofların hepsi, ideal siyasal sistem kurmak için düşünmüş her birinin yaşadığı çağın başat olayları, yaşadıkları ülkelerdeki sorunlar onların bu literatüre katkı yapmasını sağlamıştır. Bu literatürün en temel sorunu ise keyfi idareleri, despotluğu, tiranlığı önlemek olmuştur. Demokrat ülkeler ekseriyetle parlamenter sistemdir. Tiranlıklar ise kendini gizlemek için sözde başkanlık sistemleri kullanır. Zira güç delisi insanların karşısına parlamenter sistemde önemli bir problem çıkar.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir