Tarih

TEKERRÜR – OSMANLI

Tarih-i Cevdet okuyordum. Sorunun kökleri Osmanlı’da yatıyor. Osmanlı’nın geri kalma sebeplerini neden kimse söylemiyor ve açıklamıyor? Beni daha çok üzen şey ise Padişah III. Selim döneminde yaşanan şeyler oldu. Padişahın çabası, yozlaşmış kurumlar ve sistemin onu katletmesi ile son buluyor. Padişah bile kuru ekmek yemeye tamah ediyordu!

Seferdeki askerlere gönderdiği fermanda, ‘Müslüman beldelerde, düşmanlar kadınları köle alıyor, aile efradı önünde tecavüz ediyor, şehzade iken çok canım yanardı, padişah iken ızdırabımı düşünün, Allah’a nasıl hesap vereceğiz, öbür dünyada bu mazlumlar karşımıza çıkmayacak mı” diyerek orduya sitem ediyor, savaşmadıklarını biliyor. Yeniçerinin savaşmadığını görünce, Nizam-ı Cedid Ocağını kuruyor. Fakat başını yiyen şey ise bozuk düzeni düzeltmek, hiçbir şey üretmeyen, asalakların devletin ve milletin kanını emmesine engel olmasıdır.

Ordu Rusya ve Nemçe ile savaşta, paşalar ise İstanbul’da birbiri ile Avrupa malı yarışında. Padişah bu rezilliği görünce ferman yayınlıyor. Diyor ki, kimse toplumun sosyal düzeninin üstünde eşyalar, evler, kıyafetler satın alamaz.

Bazı paşaların binlerce kişi ile şatafatlı törenler ile sağı solu ziyaretini yasaklıyor.

Padişah ilk Divanı topluyor. Tüm üyelere diyor ki, açık açık konuşun. Önce herkes saklamaya çalışıyor. Biri başlayınca herkes konuşmaya başlıyor. Bir paşa da ”Hünkarım bu sorunlar sizin döneminizde oluşmadı” diye boşver demeye getiriyor.
Padişah Şeyhülislama diyor ki, kadı içinde rüşvet alan, adam kayıran herkesi cezalandır.
Seraskere diyor ki, savaşmayan, bozgunculuk yapanları ordudan at, genç erler ile orduyu tahkim et.
Sadrazama da diyor ki, paşaların halka zulmünü önleyeceksin.

Bir devletin çöküşünde değişmeyen tüm kaideleri yaşıyoruz. Rüşvet, adam kayırma, yetkileri kötüye kullanma, lüks ve şatafat düşkünlüğü, adaletsizlik, ehliyetsizlik, nepotizm. Bunlar olduğu vakit hiçbir şey üretmeden yaşayan bir sınıf ortaya çıkıyor. Bu sınıf hiç doymadığı için üreticinin sırtındaki yük sürekli artıyor ve üretici çift bozuyor, üretmiyor. Üretmedikçe de geriliyor ve yok oluyorsun.

İşsiz kalan insanlar da kolay para arıyor Osmanlı’da şöyle oluyor:
a) Yeniçeri olmaya çalışıyorlar
b) Vakıflara dadanıyorlar
c) Tarikatlara girip hiçbir şey yapmadan karın doyuruyorlar
d) Memuriyet kapıp üretene zulm edip geçiniyorlar

Hatta bu yetmezmiş gibi; babadan oğla statü geçirme başlıyor. Kadının oğlu kadı oluyor. Aynı şeyi bugün biz de yaşamıyor muyuz? Devletin üst kademesinde olan kişi akrabasına, eşine, çocuğuna hemen kamu pozisyonu buluyor.

Keneleri sökmedikçe bu ülkede kimseye huzur yok.

Bu feci, keyfi idare nedeni ile insan III. Selim’i bile kıskanıyor. Bir hükümdarı, insan Cumhuriyette kıskanır mı?
Kıskanıyormuş. Öğrenmiş olduk. Türkiye, Iraklaşıyor ama farkında değil.

Adamlar iş yapacak ama parayı alamıyor. Ödeyemez ise devlet ödeyecek ama kârı girişimcinin. Yükü bizim, garanti ödemesi bizim, kirayı ödemez ama kârı alır. Hiçbir riski yok.

Bu soygun değil de nedir? Atatürk Havalimanının tüm geliri memleketin iken; İGA’nın kredi ve faiz ödemeleri nedeni ile tüm gelir dışarı akacak.

Oysa bu kaynak başka türlü kullanabilirdi. Kıt kaynaklar işte böyle aptalca, birilerine rant vermek için kullanıldığı için bu memleket geriliyor. Hiçbir şey yapmamak geri götürmez ama borçlanıp boşa harcarsanız geri gidersiniz.

Bu gereksiz, sadece şov olsun diye yapılan yatırımların bedeli olarak bu ülke küçülüyor. Türkiye’nin sorunu üreten milyonların sırtından geçinen üretmeyen milyonu aşkın, yağmacı.

Çakarlı araçlarla yolları kapatıp magandalık yapan tipleri görünce insan anlıyor. Bir düğün konvoyunda bir tane dahi Tofaş, 2010, 2000 model araç yok ise ve önde giden araç çakarlı ise bunların kim olduğu ortada.

Tüm akrabalarını, eşlerini ve dostlarını zengin etmişler demektir. Özel sektörde böyle bir şey olmaz çünkü herkes sadece kendi cebini doldurmaya bakar bu yüzden mümkün değildir. Ama milletin malı olunca herkes ‘buyur’ ediyor. Bir akrabasını da dahil etmenin peşine düşüyor.

Eğitim konusunda yaptığım hesap bile Türkiye’nin yıllardır reel bazda artan eğitim-öğretim harcamalarının nasıl gerilediğini gösteriyor. Bu gidişle, özel okul hocaları, devlet okul hocalarının maaşını geçer ise bu sefer devlet okullarında daha kalitesiz eğitim olacak. Bunu unutmamak gerek. Sağlıkta yaşanan eğitimde yaşanacak.

İngilizler Mısır’ı sömürge altında tutarken kamu gelirin sadece yüzde 1’i eğitime harcanıyor. Yüzde 1.

Dünyada hiçbir gelişmiş devlet faize, eğitimden fazla para ayırmaz. Türkiye, eğitime ayırdığının kat ve kat fazlasını faiz olarak ödüyor. İsraf edilen, plansız yere boşa çarçur edilen yatırımların masraflarını da eklerseniz bilanço ağır.

Atatürk Havalimanını kapatmak yerine, başka bir bölgeye 1 piste sahip havalimanı yapılsa ve 2. pist genişlemesi için de yer hazır tutulsaydı milyarlarca dolar çöpe gitmeyecekti.

25 milyar dolar toprağa gömüldü. Burası ne üretiyor? Atatürk Havalimanı ve yeni stratejik bir havalimanı da aynı değeri üretmez miydi?

5 milyar dolar harcardın, 20 milyar doları başka şekilde kullanırdın. Üstüne gittin Atatürk Havalimanını da yıktın. Netice mi? 40 milyar dolarlık bir rezalet.

Bu İGA’nın müteahhitlerine Türkiye Cumhuriyeti kefil oldu! KEFİL!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir