Siyaset

YALANCI PAPAĞAN

Faizi düşürmekle istihdam artmaz. Faizi düşürmek ile büyüme artmaz. Faizi düşürerek servet birikimi sağlanmaz. İzmir İktisat Kongresi’nden itibaren, hatta Talat Paşa’nın girişimi ile oluşan sanayiden itibaren, Türkiye’de temel kalkınma teorisi elinde yatırım yapacak kadar sermaye bulunduran burjuva yaratmak olmuştur.

Karl Marx okuyup Avrupa’daki kapitalist devrimin, yani fabrikaların, tekniğin, bilimselleşmiş tekniğin, servetin kaynağı burjuvazi olduğunu görmüşler. Talat Paşa devrinden itibaren milli burjuvazi yaratma çabası her döneme damga vurmuştur.

Niye yoksuluz sorusuna, burjuvamız yok diye cevap verdik. Neticede, iterek, kakarak bir burjuva yarattık. Bu tip burjuvaya az gelişmiş burjuva deriz.

Atatürk de Türk milyonerlerin, milyarderlerin rüyasını görmüştür. Demokrat Parti ve ardılı Adalet Partisi de her mahallede bir milyoner olacak diye vaatte bulunmuştur.

Atatürk devrinde bir demir çelik fabrikası kuracak özel sermaye yoktu. Bu yüzden geri kaldığımızı sanarken; bugün Türk iş adamlarının birçok şeyi yapacak serveti olmasına rağmen hâlâ kaynaklar, sermaye, potansiyel atıl durumdadır.

Atatürk ve İnönü, milli burjuvazi projesinin başarısızlığını görecek kadar yaşamadılar. Fakat biz bugün başarısızlığı görüyoruz.
Yıllardır görüldüğü üzere , üzerine akademik eleştiriler yazılmasına rağmen sorunun hâlâ ‘sermaye’ sorunu olduğuna inanan yöneticilerin olması, eğitimsizliğin ve ana akım düşüncenin ne kadar etkin olduğunu gösterir.

Berat Albayrak döneminde başlayan süreç aslında çökmüş bir teorinin yeniden serencamıdır. Türkiye bu çökmüş teoriyi 1 asırdır uyguladı ve neticede Türkiye dünyanın en büyük 20 ekonomisinin dışına çıktı. Fakirlik ve sefalet almış başını gidiyor. Üretim araçlarının, toprağın mülkiyeti yabancılara geçerken, ağır faizler ile tahvil alıyoruz.

Halka açıklanmayan kısım aslında şudur: borçlanma maliyetini düşürürseniz, üretmek isteyenin iştahı kabarır ve ucuz kredi ile yatırım yapar. Halk tüketir.

Netice ise tam aksidir. Tüketim mallarına servet akıyor. İç piyasanın talebini karşılamak için yatay büyüme modelleri yerine; ithalata bağlı montajcı sanayi, yeni bir üretim bandı kuruyor.

Bu üretim bandının çalışması da yine ithal mala bağlıdır. Neticede, enflasyon nedeni ile insanların bir an önce tüketim mallarını alma çabası firmaların üretim bantlarını artırmasından başka, ithalatın artmasına neden olmuştur.

Dibine kadar kredi kullanan insanlar ise 3-4 sene boyunca borç ödeyecekleri için geride yavaşlayan ekonomi ve yüksek enflasyon yani, stagflasyon olacaktır.

Bu yanılgı burada kalmıyor. Üniversite’de G. Kore’de işçi ücretleri, 1960’da Türkiye’den geride olduğu konuştuğumuzu anımsıyorum. O zaman da, G. Kore iş gücüne fazla para ödemek yerine iş adamına sermaye yarattığını konuşuyorduk.

Bugün şirketlerin birçoğu görmediği kârları görüyor. Netice mi? Hiçbiri büyük yatırımlara girişmiyor. Örneğin Orman Ürünleri sektöründe Kastamonu Entegre, Yıldız Entegre, Çamsan gibi önemli üreticilerin yaptığı şey iki fabrikası var ise üçüncüsünü açmak oldu. Ama MDFLAM’ın kağıdı Almanya’dan geliyor. MDF’nin cipsi Brezilya’dan.

Bu enflasyon döneminde iş adamlarına ‘bedava maliyetli’ kredi dağıttılar yine de bu fabrikaların yaptığı tek şey geçmişte yaptığının aynısını yapmak için montaj hattını geliştirmek olmuştur.

Türk burjuvazisinin hastalığı yine ortaya çıkıyor. Kârlarını ülkeden kaçırma hastalığı. Yabancı burjuva ülkesine temettü gelirini, kambiyo gelirini sokar; bizimkisi de kendi ülkesinden kaçırır. Berat Albayrak ve onun kuklası Nureddin Nebati’nin uyguladığı politikanın temel ayağı, zengini zengin etmektir.

Böylelikle sanıyorlar ki iş adamları sermayeye kavuşur, yatırımdan korkmaz. Neticede ucuz kredi ‘ağır sanayi’ yatırımına dönüşeceğine konut, arsa, mal, döviz alımına gitti. Montajcı sanayi ise ara mal aldı, yeni montaj hatları kurarak döviz açığını artırdı.

Azıcık eleştirel şekilde Türk iktisat tarihi okusalardı bunun işlemeyeceğini anlayabilirlerdi. En zengin 20 Türk’ün kaçı sanayicidir? İnşaatçı, ithalatçı isen zirvelerdesin.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kaynakları işte böyle plansız şekilde kullanılıyor. Devleti israf eder, burjuvası sermaye kaçırır, vergi ödemez, sermayesini en kârlı ve risksiz yerlere yatırır ve tüm hepsi aynı şeyi yaptığından para aynı sektörlerde sıkışır kalır.

Siz de kalkınmayı beklersiniz.

İktisat politikasını belirlemek için önce öncelikleriniz olacak. Bu da ideoloji işidir.
Kimi zengin edeceksiniz? Politikanın özü nedir?

Türk milletini mi zengin edeceğiz yoksa Türkiye içinde seçkin bir azınlığı zengin edip eşitsizliği mi artıracağız? Sosyal adalet, sosyal devlet bunun neresinde? Fırsat eşitliği nerede?

Liberal için sermayenin kimden geldiği, nasıl geldiğinin önemi yok. Milliyetçi için var. Milliyetçi kendi ülkesi için, kamu yararı için hayırlı olanı seçecek, İngiltere’de liberalizm güzeldir, Türkiye’de kötü. Çünkü şartlar farklı.

Eğer Türk ekonomisinin ‘Türk olup olmaması’ umrumuzda değil ise; Türk milletinin Türkiye içindeki refahı umrumuzda değil ise; gelir adaletsizliği umrumuzda değil ise; sömürü umrumuzda değil ise Erdoğan’ın, Berat Albayrak’ın ve onun kuklası Nebati’nin politikalarını uygulamaya devam edebiliriz. Çünkü bu işin kazananı Türkler olmayacaktır.

Kapitalist/burjuva devrimlerinin motorunu, onların özelliklerini anlamayan, eleştiremeyen bir iktidar. Çünkü entelektüel kapasiteleri akılları kadar sınırlı. Aynı zamanda iyi niyetli değiller. Öyle de olunca; ucuz emek ile işçiyi patronuna sömürtüp ortaya Çin mucizesi çıkacağını sanıyorlar. Bu şekilde ekonominiz büyür ama refahınız artmaz, koca bir müstemleke olursunuz.

Türkiye’nin burjuva yaratarak, patronu zengin ederek ileri gideceğine inanan biri var ise eşşek değil de nedir?

Yabancılara ekonominizin hangi şartlarda açık olduğu bile önemli detaydır. BAE sermayesi hemen olanı almaya başlamış, bir tanesi de alın şu sermayeyi ağır sanayi yatırımı yapın dememiş.

Hissesini satan yeşil sermaye ise ülkeden sermayesini kaçırarak, gelecek iktidara diyor ki ”bana dokunursan sermaye içeri gelmez”

Yatırım nedir diye öğrenmek isteyen var ise Ereğli’ye baksın. ABD’den fabrika kurmak için kredi alınmıştır. Yatırım budur.

Olan şirketi satmayı yatırım diye yutturuyorlar. Bu bir yatırım değil satınalmadır. Ekonominize bir şey katmaz!

Yatırım, MDFLAM’ın kağıdını Türkiye’de üretmek için kredi almak yahut ortak bulmaktır. Bu cari açığı azaltır, istihdam sağlar, ekonomiyi büyütür, refahı artırır. Öbürü ise negatiftir, seneden seneye kâr payını dışarı çıkartırlar.

Türkiye’nin acilen Devlet Planlama Teşkilatı’nı yeniden kurması, akıllı iktisatçılarını, siyaset bilimcilerini bu çatıda toparlaması gerekir. Bu kurum yatırım ve teşvik önceliklerini, belirlenecek kalkınma programı dahilinde belirlemesi gerekir.

Ara mal alıp onu montaja sokan bir sanayiye teşvik veren ülke durumundayız. Bu da Türkiye’yi ileri götürmüyor. Türkiye uzun yıllardır bir PETKİM daha kuramamıştır. Bir arkadaşım baskı makinası için KOSGEB’den hibe almış. Gülsek mi ağlasak mı? Bir müşterimiz ise KOSGEB kredisi ile araba almış. Şaka değil, gerçek!

Bu utanç bu ülkeye yeter. PETKİM yetersiz ama Azeri Socar yatırım yapmıyor. Yabancılar sizin ekonominizi, kalkınmanızı umursamaz umursadıkları tek şey maksimum kârdır.

Sizin ülkenizi, kalkınmasını umursayacak olan devlettir. Çünkü iş adamları macera aramaz, arkadan devlet iteklemediği sürece ağır sanayiye yönelmez.

Onlar yönelmiyor diye devlet fabrika kurmayacak değil. Gerekirse fabrikayı kuracak, rayına oturtup Türk iş adamlarını, yahut halka satıp, siyasal partilerin üssü olmaktan kurtaracaklar.

Devlet fabrika işletemez diyen zihniyetin manavlığa soyunduğunu gördük. Demek ki, Türkiye, Avrupa’daki iktisat kitaplarına, hakim teori liberalizme göre kalkınamıyor.

Adamın iş adamı teşvik olmadan elektrikli araba üretiyor, uzaya roket gönderiyor. Bizimkiler ise ülkeden paravan şirketlere para çıkarıyor.

Erdoğan işte bu yüzden papağandır. Bankaların ‘montajcı sanayiciye’ ucuz kredi vermesi ile ülkenin büyüyeceğini sanıyor. Mevzu sermaye birikimi değil; sermayeyi dışarıda biriktiren, yatırım yapmaktan korkan burjuvadır.

Türkiye, plansız büyüyemez! İthal İkamesi olmadan büyüyemez! Ülke her sene sadece 1-2 milyar dolar cari açığı kapatacak sanayi yatırımı yapsaydı cari açığımız kalmazdı. 2002’den beri sadece şu kadar basit bir proje dahi üretilmedi. Çünkü, onları iktidara getiren küresel sermayeye borçları vardı. Neticede, Türkiye’nin milli servetini özelleştirme ile yabancılara açtılar. 40-50 milyar dolarlık bir parayı buhar ettikleri gibi; yabancılar her sene temettü yolu ile zenginliği ülkelerine aktarıyorlar. Türk Kurtuluş Savaşı, Türklerin mali ve iktisadi bağımsızlığı için verilmiştir. Afrika’daki birçok eski sömürgede en büyük madenler, onların sanayisi Avrupalıların elindedir. Böyle anlatınca sömürü diyoruz.

Hikayenin nesnesi değişiyor, öznesi aynı ama tanım farklı.

Kanadalı şirket Türkiye’nin altın madenlerinin imtiyazını alıyor. Adı yatırım oluyor.

Osmanlı döneminde, demiryolu imtiyazı ile madenlerin de imtiyaz olarak verilmesi sömürü; Kanadalı şirketin siyanür ile altın araması yatırım. Desenize biz altını çıkarmayı bilmiyormuşuz! MTA, ETİ Maden, TPAO gibi kurumları boşa kurmuşuz.

Bu yıllar geride sadece acı, ölüm ve keder bırakacak. Düzeleceğine dair de ümidim yok. Bu söylediklerimi ülkenin aydınları 60 senedir söylüyor kimse umursamamış.

Biz deyince de umursamazlar. Bu kara düzen böyle böyle sürüp gider. Bugünlerde hükumet eli ile oluşturulan enflasyon ile sermaye memnun ediliyor ki, kızıp da dostları olan AKP’ye darılmasın.

Kimse bir Türk gibi Anadolu’nun bozkırını, dağını, ırmağını, insanını, acısını, kederini sevmez. Kimse bizim fakirliğimize bakıp ağlayıp, keşke demez.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir